Varlık âleminin yaratılış sebebi olan insan,[1] varlık bilinciyle ve oluşumuyla yüzyıllarca meşgul olmuştur. Bu meşguliyet 13. yüzyılda olduğu gibi 20 ve 21. yüzyıllarda da devam etmiştir. İnsanın kendi benini yitirmek tehlikesi baş gösterdiği yerde varoluş problemi ortaya çıkmıştır.[2] Kendi benini yitirmeden benliğinden sıyrılıp hiç mertebesini bulan Mevlana bunu nasıl başarmıştır? Bunun için öncelikli bilinmesi gereken insanın kendisidir. Çünkü “insan nedir” sorusu temel bir sorundur. 20. yüzyıl filozoflarından olan Jaspers insanın gerçek varlığının özünü “kavramsal” bir bakışla açıkladığını iddia eden bütün bilgilerin eksik olduğu görüşündedir.[3] Dolayısıyla insan için zaman içinde bir varlık olarak dinamik bir yapı taşır,[4] demek doğru olacaktır.
İnsanı anladıktan sonra incelememiz gereken bir başka husus “iletişimdir”. İnsan açık bir gerçekliği barındırdığından, özü gereği dünyaya ve öteki insanlara bağlıdır. Heidegger’in “Mitsein” (birlikte olmak) Jaspers’in “Kommunikation” (iletişim), Marcel’in “toi” düşüncesi insanın iletişimle ne kadar sıkıca bağlandığının örneklerini göstermektedir.[5] Mevlana’nın “olmuş bir şey” değil de “olmakta olan bir şey” haline gelmesinin nasıl mümkün olabildiğini tartışacak olursak öteki insanların varlığına ve kişiler arası iletişime yoğunlaşmamız gerekmektedir. Öteki insanların varlığı ve bu varlıkların iletişimi kişiyi var yapan en önemli etkendir. İnsan kendi sayesinde kendisi olmaz çünkü insan kendi kendisini oluşturmamıştır.[6] İşte bu noktada Haluk Erdem’in de dediği gibi; insanın kendi varlığına dönmesiyle ikinci varlık arayışı başlar. İkinci varlık insanı İlahi Aşk’a götürecek olandır. İnsan kendinden başka ama yine kendi olan ikinci bir varlık sayesinde aşkın varlıkla bir bütün olabilecektir. Ve işte ancak o zaman insan, “olmak nedir” anlayacaktır. Varoluşla aşkın varlık birbirlerinden ayrı düşünülemeyecek iki varlıktır çünkü varoluşun imkânı ancak aşkın varlığın varolmasıya söz konusudur.[7]
Varlıksal iletişimini Şems ile kuran Mevlana için süreç kolay olmamıştır. Çünkü bu iletişim için “varoluşsal iletişimin ilk adımı olan yalnızlık” gibi çeşitli basamaklar çıkılmıştır. Jaspers bu yalnızlığı “kişinin kendisiyle olan ilişkisi” şeklinde açıklamıştır. Ona göre kişi, kendisi olmayı kazanması için yalnızlığı yaşama cesaretinde bulunmalıdır. Aksi halde başkasının varlığında erir gider. Bu süreçten sonra kişi ancak ve ancak kendi kökeninden hareketle kendi olacaksa yalnızlığı istemek durumundadır ve bunun için de en derin iletişime girmeye cesaret etmelidir. Kendi olmaya son vererek bir başkasında eriyebilir ama birikmeyen su nasıl ince küçük bir akarsu gibi akarsa o da artık kendi olmanın ve mesafe kurmanın gücünü artık istemeyen o da öyle akar.[8] Ve böylece kendi varlıklarının da bilincinde olarak yalnızlıkları içerisinde birbirini gören, tanıyan ve anlayan iki insanının iletişimi gerçekleşir.
Bir sonraki basamak olan ve varoluşsal iletişimin de ikinci adımı olan “açık olma” ise, insanın bir diğerine olan yakınlaşması ile mevcudiyet kazanır. İnsanın kendi varlığı başkasının varlığıyla yakınlaşır ve kendi olan gerçekleşir. Bunun için “Açık olmada varolma kendi yapısını kaybeder, varoluş olarak insan kendi asıl varlığını kazanır.” demiştir Haluk Erdem. Yine Jaspers’e bakacak olursak da “İletişimde kendimi kendime başkaları sayesinde açabilirim. Bu açık olabilme aynı zamanda kendi olarak benin gerçekleşmesidir.” diyerek açıklamıştır durumu. Yani aslında olmak eylemi kişinin yalnızlığında kendini tanıdığı ve karşı varlığına açık olduğu kadar vardır. Varlıklarının kanıtı olan “sevenlerin mücadelesi” kişileri olduracaktır. Mevlana ile Şems’in mücadelesi de burada başlar. Birbirlerine olan varoluşlarının derinliklerindeki bu bağlılık onları aşkın varlığa ulaştırmıştır. Haluk Erdem’in de dediği gibi; kendilerini arayan iki insan, iki mümkün varoluş karşılaşmıştır. Ve yaratıcılık süreci de burada başlamıştır. Kendisi olmak isteyen iki kişi, karşılıklı bir yaratıcılık sürecine girerler. Kişi ancak karşısındakiyle “kendisi” olmaktadır.[9]
Nihayetinde âşık olan insanda bir varoluş kaygısı başlar. Kendini O’nda ararken hiçlikten çıkmanın telaşını yaşar. Saklandığı yurdu yersizleşir. Ben içerisinde erimeyi öğrenir. Son menzili aşkıdır sanırken varoluş peşini bırakmaz. En çaresiz yerden yakalar onu. Süveydasını açar ateşe. Pervane olmayı öğrenir. Önceleri ben’inin içerisinde üşüyen herkesi ısıtır bu ateşi. Sonra birden tutuşur kanatları. Varsın tutuşsun, “Aşka uçmazsa kanat neye yarar?” derken Mevlana “Aşka vardıktan sonra kanadı kim arar?” der Yunus. Yokluğun arasında anlamını özleyen varlık, doymaz ateşe. Yanıp da dirilmek, ateşle bir olmak ister. O an sıyrılır benliğinden, evren olur birden. Aşkı dolmalı ruhuna her dem derken, aşkı dolar ruhuna hem dert hem her dem. Başlar açarı olmayan bir kilit. Kilidi incitmeyen bir düğüm, düğümü kesmeyen bir kılıç, kılıcı körelten bir Elif. Aşk vardır artık, gelmiştir Elif gibi. “O her şeyin içindedir ama hiçbir şeyde görünmez.” der Mevlana. Doğrudur çünkü anlam aşkın içinde başlı başına bir kördür.
KAYNAKÇA
BOLLNOW, Otto “Existenzerhellung und philosophische Anthropologie. Versuch einer Auseinandersetzung mit Karl Jaspers”, Karl Jaspers in der Diskussion, (Hg: Hans Saner), München, 1973, s.185.
BURKARD, Franz-Peter, a.g.e., s.53.
ERDEM, H. Haluk, Karl Jaspers Felsefesine Giriş, İstanbul, 2014 s.17
FAHRENBACH, Helmut, “Das philosophische Grundwissen kommunikativer Vernunft-Ein Beitrag zur gegenwärtigen Bedeutung der Philosophie von Karl Jaspers”, Karl Jaspers. Philosoph, Arzt, Politischer Denker, (Hg: J. Hersch), München, 1986, s.253.
JASPERS, Karl. Philosophie II Existenzerhellung, München-Zürich, Piper Verlag, 1994
Muhammed Ali et-Tehânevî, Keşşâfu Istılahâtı'l-Fünûn, (I-II), Editör: Refik el-A cem, Beyrut 1996, I, 277-280, s.147-150.
RITTER, Joachim. Varoluş Felsefesi Üzerine, (çev: Hüseyin Batuhan), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1954, s.10.
STROIG, H.J. Weltgecshichte der Philosophie, Berlin-Darmstadt-Wien, 1985, s.591.
sudahst, 23
[1] 147-150; Muhammed Ali et-Tehânevî, Keşşâfu Istılahâtı'l-Fünûn, (I-II), Editör: Refik el-A cem, Beyrut 1996, I, 277-280.
[2] RITTER, Joachim. Varoluş Felsefesi Üzerine, (çev: Hüseyin Batuhan), İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1954, s.10.
[3] BOLLNOW, Otto “Existenzerhellung und philosophische Anthropologie. Versuch einer Auseinandersetzung mit Karl Jaspers”, Karl Jaspers in der Diskussion, (Hg: Hans Saner), München, 1973, s.185.
[4] STROIG, H.J. Weltgecshichte der Philosophie, Berlin-Darmstadt-Wien, 1985, s.591.
[5] ERDEM, H. Haluk, Karl Jaspers Felsefesine Giriş, İstanbul, 2014 s.17
[6] FAHRENBACH, Helmut, “Das philosophische Grundwissen kommunikativer Vernunft-Ein Beitrag zur gegenwärtigen Bedeutung der Philosophie von Karl Jaspers”, Karl Jaspers. Philosoph, Arzt, Politischer Denker, (Hg: J. Hersch), München, 1986, s.253.
[7] BURKARD, Franz-Peter, a.g.e., s.53.
[8] JASPERS, Karl. Philosophie II Existenzerhellung, München-Zürich, Piper Verlag, 1994
[9] JASPERS, Karl. Philosophie II Existenzerhellung, München-Zürich, Piper Verlag, 1994
Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekiyor.
Giriş Yap Kayıt Ol