Felsefi bir yükümlülük olarak insan hakları

İnsan hakları, genellikle hukuki bir kavram olarak algılansa da temelde felsefi bir düşüncenin ürünüdür.
Felsefi bir yükümlülük olarak insan hakları

           İnsan hakları, genellikle hukuki bir kavram olarak algılansa da temelde felsefi bir düşüncenin ürünüdür. Bu kavramın derinlikli bir şekilde anlaşılması için felsefi perspektife ihtiyaç vardır. Öyleyse felsefenin temel sorusu olan “nedir” ile anlamlandırmaya çalışalım. İnsan hakları dediğimizde bahsettiğimiz “insan” nedir? Aristoteles’e göre insan, doğası gereği toplumsal bir hayvandır.[1] İnsanı "zoon politikon" (sosyal hayvan) olarak tanımlamıştır ve düşünme kapasitesine sahip bir varlık olarak kendi amacını gerçekleştirmek için erdemli bir yaşam sürmelidir. Descartes için insan, akıl sahibi bir varlık olarak dünyayı algılar ve anlamlandırır. İnsanı düşünen varlık[2] olarak tanımlar. Sartre’e göre kişi, kendi kendini seçer; o, seçtiği insan olur. Nasıl bir insan olacağını kişi, kendisi belirler. Bu belirleme ise süreklidir. Özgür olmak, kişi olarak varolmakla aynı şeydir.[3]


           Bu bağlamda değerlendirildiğinde, “insan nedir?” sorusuna farklı düşünürlerin verdiği cevaplar, insan haklarının yalnızca hukuki bir kavram olduğu görüşünü zayıflatmaktadır. Çünkü insan hakları; her şeyden önce bir fikirdir, insan aklının ürettiği bir düşünce. Şu düşünce: insanlar insan oldukları için -yediğimiz ekmeği yapmış, her an kullandığımız elektriği bulmuş, bazılarımızın okuduğu Küçük Prensi yazmış, hakkaniyet düşüncesini getirip ombudsman kurumunu kurmuş bir türün üyeleri oldukları için- belirli bir şekilde: insanın bir tür yapısal olanaklarının gerçekleştirilmesini olanaklı kılan bir şekilde muamele görmeli. İnsanlar, böyle olanaklarını gerçekleştirebilecek şekilde muamele görmelidir, çünkü yaşamda insanların çoğu başka insanlara bu şekilde muamele etmiyor.[4] Bu noktada evrensel bildirgede insan hakları edilgin (muamele ve istem) olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani kişilerin görmesi gereken muamele ilkeleri olarak dile getirilmiş olsa da onların, aynı zamanda, eylem ilkeleri oldukları da düşünülüyor 'insan kimliklerinin' bilgisine ve bu bilginin gerektirdiklerini gerçekleştirme istemine sahip olan insanlar için eylem ilkeleri. Temelde alınan düşünce şu: İnsanlar başka insanlara 'böyle' muamele etmeli ki, insanlar bazı insansal olanaklarını geliştirebilsinler, dolayısıyla 'insan onuru'nu oluşturan insansal etkinlikleri gerçekleştirebilsinler.[5]


           Haklar taleple beraber bir şeyi yapabilme yetkisi de verir. Örneğin “İfade özgürlüğüne dokunma!” talebi, aynı zamanda bu hakkı kullanma yetkisini de doğurur. Hakkın özü, bir eylemi gerçekleştirme özgürlüğüdür ve kişi, bu eylemi yapıp yapmamakta özgürdür. Yani hak kullanılmaya zorlanılamaz. İnsan hakları her şeyden önce muamele etme ilkeleridir. Kişilerin kişilere muamele etme ilkeleri. Onun için de hukukun burada düzeltilmesi gerekiyor.[6] Aksi halde ihlaller ortaya çıkıyor. Buna karşılık insan haklarını korumak için ne yapmalı? İoanna Kuçuradi’ye göre bu sorunun iki ön koşulu bulunmaktadır: İnsan haklarını korumanın ilk önkoşulu, insan haklarının ve tek tek hakların ne olduğunu açıkça -gerektirdiklerini görebilecek kadar açıkça- kavramak gibi görünüyor. Bu da bizden çok iş ve işbirliği bekliyor. Bir ikinci önkoşul, kendimizi kendimize -herbirimiz kendisini kendisine- insan olarak ilân edecek kadar yürekli olmaktır; bu da kendimizi böyle ilan etmenin, kişi ve insanlık olarak bizim için birlikte getirdiği sorumluluğu taşımak ve gereklerini yerine getirmek demektir. İşte böyle ortaya konduğunda insan haklarını koruma sorunu, felsefi, etik ve siyasal bir sorun olarak görünüyor. Felsefi bir sorundur, çünkü insan hakları kavramının açıklığa kavuşturulmasına -bu hakların gerektirdikleri konusunda daha sağlam sonuçlar çıkarmamızı sağlayabilecek bir açıklığa kavuşturulmasına- şiddetle ihtiyaç vardır. Etik bir sorundur, çünkü günlük yaşamda bu haklara saygı gösteren ya da onları çiğneyen kişilerdir oylarıyla ya da kamu görevlisi olarak verdikleri kararlarla korumalarına katkıda bulunan. Ayrıca siyasal bir sorundur; çünkü bütün yurttaşların insan olarak olanaklarını geliştirmeleri, ‘‘korku ve yoksunluktan uzak’’ yaşayabilmeleri için gerekli koşulları doğrudan doğruya veya dolaylı olarak sağlamak, her devletin görevidir. Ama devletleri de –bu konuda, kim ne derse desin- kişiler yönetiyor. Böylece görüyoruz ki, etik ve siyasal bir sorun olarak insan haklarının korunması da felsefeye ve felsefe eğitimine bağlıdır. Çünkü felsefe eğitiminin ana görevlerinden biri, kişileri, insanın onurunun nerede tehlikeye düştüğünü görebilecek bir gözü kazandıracak şekilde, olabildiğince erken eğitmektir.[7] Eğitim, özellikle insan hakları konusunda teorik bilgi eksikliğini gidermek için hayati bir öneme sahiptir; çünkü ancak doğru bilgiyle donanmış bireyler, hakların gerçek anlamını ve değerini kavrayabilir. Bilgisizlik, hırslarla birleştiğinde insan haklarının yalnızca soyut bir adı kalır. Bulanık ama yaygın insan hakları kavramını ve bu hakların türlendirmesini gözden geçirmek ve kayıtsız-şartsız gerekliliğini göstermek felsefenin işidir. Ve ancak böylece, araştırmalara dayanan bir insan hakları kavramına eğitimine umutla bakılabilir. Bunun için, insan haklarının korunmasını ve sosyal adaletsizliğin ülkelerde ve dünyada ortadan kalkmasını isteyenlerin, bütün insanların eşit olduğu haklar ile bütün yurttaşların eşit olduğu haklar arasındaki farkı açıkça görmeleri çok önemli oluyor. Sosyal adaletsizliği kaldırma çabasında, aynı zamanda eğitici olan filozofların yapabileceği bir şey de, araştırmalara dayanan insan hakları eğitimini, başlamış olduğu yerde yaygınlaştırmak, olmadığı yerlerde de, programlı bir şekilde başlatma yollarını araştırıp bulmaktır: çeşitli düzeylerdeki felsefe eğitiminin çerçevesi içinde, insan hakları konusuna, önemine uygun yeri vermekle ve bu eğitimin- insan haklarının felsefi eğitiminin- insana ilişkin çeşitli bilgi ve meslek dallarının programlarında yer alması gerekliliğini göstermekle. İşte bunlar, sosyal adaletsizliğin ulusal düzeyde kalkması için, filozofların -bir kısmı da felsefecilerin- yapabilecekleri katkılardan bazılarıdır.[8]


           Bu noktada bize düşen aklımızı kullanmaya cüret etmek ve zihinsel yasalarımızı bulanık yasalarla değil; insanlık onuru, adalet ve etik değerler gibi ilkelerle temellendirmektir. İnsan olmak, yalnızca kendi içinde var olmak değil, başkalarının varlıklarıyla da var olmak ve bütünün parçası vaziyetinde çalışmaktır. Yusuf Örnek: “Başkalarının hakları bizim haklarımızın yansımasıdır.” demişti. Bu sebeple insanlığın ortak hakları söz konusudur. Çünkü haklar; sadece bireysel değil, evrensel bir sorumluluktur ve her birimizin özgürlüğü, diğerlerinin özgürlüğüyle iç içedir. Edward Wadie Said’in de dediği gibi: “Hümanizm gizlilik ya da dinî bir aydınlanmanın değil, açığa vurmanın bir şekli olmalıdır.”[9] Ve burada da görülmeyi sağlayacak şekilde insan haklarından hareket etmek gerekmektedir.[10] Yaşadığımız dünya bizim yaratımımızın sonucudur ancak biraz umut biraz devinimle bir başka dünya mümkündür. Unutmamalı ki ancak birlikte hareket edersek daha adil, eşit ve özgür bir dünyayı inşa edebiliriz.


KAYNAKÇA

Abraham, Matthew. "Edward Said ve Hümanizmin Geri Kazanımı," Sabah Ülkesi Üç Aylık Kültür-Sanat ve Felsefe Dergisi, 46. Sayı, Almanya, 2016, s. 32. 

Arslan, Ahmet. İlkçağ Felsefe Tarihi 3: Aristoteles, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2014, s. 279. 

Descartes, René. Meditasyonlar, Alfa Yayınları, İstanbul, 2015, s. 39. 

Kuçuradi, İoanna. Adaletin Gerektirdiği Hukuk, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 2024, s. 52. 

Kuçuradi, İoanna. Felsefe ve İnsan Hakları, Türkiye Bilimler Akademisi, Ankara, 2004, s. 16. 

Kuçuradi, İoanna. İnsan Hakları Kavramları ve Sorunları, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 2022, s. 8. 

Kuçuradi, İoanna. İnsan Hakları Kavramları ve Sorunları, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 2022, s. 21-25. 

Kuçuradi, İoanna. Uludağ Konuşmaları, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 2019, s. 5. 

"İnsan Hakları Hukuk Değildir. İnsan Hakkı Bir Fikirdir" Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi Anlattı, (https://www.youtube.com/watch?v=XSJnURmZV2A), 2024. 

Uygur, Gülriz. Hukukta Adaletsizliği Görmek, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara, 2020, s. 122.


sudahst, 24


[1] Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 3: Aristoteles, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2014, s. 279.

[2] René Descartes, Meditasyonlar, Alfa Yayınları, İstanbul 2015, s. 39.

[3] İoanna Kuçuradi, Uludağ Konuşmaları, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara 2019, s. 5.

[4] İoanna Kuçuradi, Adaletin Gerektirdiği Hukuk, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara 2024, s. 52.

[5] İoanna Kuçuradi, Felsefe ve İnsan Hakları, Türkiye Bilimler Akademisi, Ankara 2004, s. 16.

[6] "İnsan Hakları Hukuk Değildir. İnsan Hakkı Bir Fikirdir" Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi Anlattı, https://www.youtube.com/watch?v=XSJnURmZV2A , 2024.

[7] İoanna Kuçuradi, İnsan Hakları Kavramları ve Sorunları, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara 2022, s. 8.

[8] İoanna Kuçuradi, İnsan Hakları Kavramları ve Sorunları, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara 2022, s. 21-25. 

[9] Matthew Abraham, Edward Said ve Hümanizmin Geri Kazanımı, Sabah Ülkesi Üç Aylık Kültür-Sanat ve Felsefe Dergisi 46. Sayı, Almanya 2016, s. 32.

[10] Gülriz Uygur, Hukukta Adaletsizliği Görmek, Türkiye Felsefe Kurumu, Ankara 2020, s. 122.

← Geri dön
Yorumlar 0
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!